Bedenlerimiz Ruhumuzun Evidir

Bedenlerimiz Ruhumuzun Evidir

Natalie Garih - Yazar

Zihninin unuttuğunu bedenin hatırlar, zihninin tutamadığını beden tutar.

Anılar, çoğu zaman travma, bilinç dışımızın derinliklerine gömülür ve beynimiz ile bedenlerimizde şifrelenir. Bu anılar o kadar güçlü olabilir ki, vücut bu duyguları ve deneyimleri fiziksel bedende depolar. Zihin, bilinçaltının derinliklerindeki travmaları “unutabilir”, engelleyebilir ve bastırabilir ancak vücut asla unutmaz. Beden bize olan her şeyi bilir. Bize, bedenin ondan daha üstün olduğu, düşünülen zihin yoluyla kontrol edileceği öğretildi. Ancak beden, zihnin derinliğini kavramayacağı bir zekaya sahiptir.

Beden tüm travmalarınızın ve deneyimlerinizin fiziksel bir hafızasını tutar ve hayatımızdaki olaylar bedenlerimizde fizyolojik izler bırakır. Bu fizyolojik baskılar kendilerini vücuttaki “bloklar” olarak tanımlar: psikosomatik hastalıklar, kronik ağrılar, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, fibromiyalji vs.

21. yüzyılda öneminin pek de üzerinde durmadığımız, bizi esir alan psikosomatik hastalıkların baş gösterdiği bir dönemi yaşıyoruz, farkında değiliz. Bu hastalıklar tıbbi olarak henüz tedavisi tam olarak belirlenemeyen kronik ağrılar, migren, çene sıkma, cilt rahatsızlıkları (egzama vs.) olarak hayatımıza giriyorlar. Araştırmalara göre, bunların sebeplerinden en önemlisi, sınır çizememek, hayır diyememek, duygusal enerjinin doğru ifade edilememesiyle ve duygularımızı, spesifik olarak öfkemizi bastırmakla ilgili. Daha doğrusu, Dr. Gabor Maté’nin söylediği gibi, "Zihnin hayır diyemediği noktada, beden bunu bizim için yapar."

“Psikosomatik” zihinsel bir şeyin bedenselleşmesi anlamına geliyor. Örnek olarak, sürekli duyguları içe atıp bastıranlardansanız, uzun vadede bunun nasıl bir gerginlik yarattığını siz de biliyorsunuz; “İçim çok dolu” veya “Gece uykuda çenemi sıkıyorum” veya “Her stresli olduğumda sindirim sistemimde sorun yaşıyorum” gibi söylemler çoğumuzda mevcut. Öyle görünüyor ki, enerjiyi boşaltmak ve rahatlamak için yeni bir stratejiye ihtiyacımız var. Duygularınızı bir aracın göstergeleri gibi düşünün; içinde bulunduğunuz durumlarla ve bedeninizin sağlığıyla ilgili olanları, bu sinyaller size gösterir. Farkındalığınız yükseldikçe, sinyalleri tanımaya ve anlamaya başlar, ona göre hayatınızı yönlendirirsiniz.

Bedenimizle olan bağlantımızı kaybetmek ruhani olarak evsiz kalmaktır.” - Anodea Judith

Beden ile kopukluk kültürel bir salgındır. Zihin bedenden ayrıldı. Kendimizi geliştirmeyi, kendimize sadece kendimizle baş başa kalacağımız zamanlar ayırmayı, bir süre sessizlikte kalmayı ve en önemlisi bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamayı unuttuk. Bu kopukluktan kurtulmanın ilk adımı bedenle iletişimi yeniden kurmaktır.

Beden yoğun stres ve baskıya maruz kaldığında, tek bir dili olan duygularla sizinle iletişim kurmaya çalışır. Eğer bedeninizin bu sinyallerini anlıyor ve tanımaya başlıyorsanız, bir adım öndesiniz demektir. Beden, derdini anlatmak için bir süre sonra sizinle ağrı ve sızılarla iletişime geçmeye başlıyor; bel ağrıları, mide yanması, baş ağrıları…

Bedeni bir rehber ve harita olarak kullanmalıyız. Duygularımızı hissetmek ve anlamlarını yorumlamak için duygularımızı hissedebilmemiz gerekir. Bedenimizi fiziksel olarak taradığımız zaman, bedenimizin sinyallerini tanımaya ve anlamaya başlayabiliriz. Bedenimiz ile diyalog kurduğumuzda bedenimizin ihtiyaçlarını da görmeye başlarız. Bedenle temasta olun. İyice, bedende neler oluyor hissedin. Ne düşündüğünüzden çok ne hissettiğinize bakın. İçeride neler hissettiğinizi gözlemleyin, beden ısısı nasıl, bedeninde neler oluyor, nerede ne hissediyorsun, ağrı veya kronik bir rahatsızlığının sana hissettirdiği bir nokta var mı, varsa elini oraya koy, o ağrıyı gör ve dinle! Ve tam oradan nefes almaya başla.

Beden gizli bir hazine gibi. Bedenin derinliklerine indikçe ve bedenin katmanlarını soydukça, kendi kendimizi tanır, özümüze döneriz. Bedenle iletişime geçtikçe, beden de konuşmaya başlar. Duygularla savaşmak değil; gözlemleyelim ve hissedelim. Bedene karşı değil, bedenle beraber çalışmak zorundayız. Bedenle zihin arasından ayrılığı birleştirmek, bedenimizin ihtiyaçlarını duyabilmek ve bedenle bir ilişki kurmak hepimizin iyileşebilmesinde temel adımdır.

Sağlıkla Kalın,

Natalie Garih

 

Yazar Hakkında;

Natalie Garih Smarana Healing’in kurucusudur ve aynı zamanda Somatik Pranayama Nefes Meditasyonu ve Access Bars® Pratisyeni, Reiki Master ve Yoga Eğitmeni’dir. David Elliott, Dr. Scott Lyons, Lisa Levine, Jillian Pransky, Katie Down, Jessica Caplan, Erika Spring, Zuna Yoga gibi birçok isimle ve iyileştirme yolculuğuna katkıda bulunan birçok harika hocayla eğitimini tamamlamıştır.
Natalie’ye göre iyileşebilmek için hatırlamak şarttır. Zihnin unuttuğunu serbest bırakabilmek için vücutla çalışmak gerekir. Vücudumuz, zihnimizin “unuttuğu” şeyleri baskılar ve engeller. İçimizdeki kaosu hissizleştirdiğimiz bir dünyada yaşamaktayız. Kronik ağrılar ve psikosomatik hastalıklar aslında vücudumuzun bize yardım çağrılarıdır. Somatik uygulamalar, embodiment, nefes meditasyonu, ses, güçlendirici yoga pozları, Reiki ve destek verici konuşmalar eşliğinde; Natalie vücudunuzun mesajlarını ortaya çıkarmanıza ve özünüze yani gerçek halinize dönmenize yardımcı olacaktır.

Wellness

4. Harvest Kaplankaya Etkinliğine Geri Sayım !
4. Harvest Kaplankaya Etkinliğine Geri Sayım !

Alara Dolunay 21 Eylül 2021

Ege’nin cam mavisi kıyılarında gerçekleşen paylaşım dolu nefes kesen bir yolculuk. Harvest Kaplankaya, Dünya’nın dört bir yanında adından söz ettiren ve bütüne ilham olan insanların hikayelerini bir araya getiriyor. Müzikle, bilgiyle, duyularla ve hislerle her anlamda doyumu yaşatacak deneyimler sunuyor. ''Harvest of Knowledge'' felsefesi başlığı altında oluşturulan bu sıra dışı deneyimler sunan etkinlik kendinizi yeniden keşfetmek ve yeni bir bakış açısı kazanmak için harika bir seçenek olabilir.

Devamı

Farkındalık Yolu
Farkındalık Yolu

Özgür Göndiken 20 Eylül 2021

Dünya üzerinde insan olarak bulunduğumuz andan beri, sürekli olarak çevremizi ve kendimizi tanımaya çalıştık. İnsanın kendini tanıma ve anlamlandırma çabasının ne kadar önemli olduğunu Antik Yunanistan’ın en önemli kentlerinden birisi olan Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın duvarında yazılı altın harfli ifadeden anlayabiliriz: γνῶθι σεαυτόν yani kendini bil! Aslında insanın kendisini tanıma ve bilme macerası, bir yanıyla, tarihin en büyük düşünürlerinin üzerine çalıştığı konulardan birisi olmuştur. Mesela ünlü filozof Sokrates’in, “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez” diyerek her bireyin kendisi ve yaşamı üzerine düşünmesi gerektiğini belirttiği söylenir. Gerçekten de insan olarak varlığımızın bir anlam kazanabilmesi için en az dış dünyayı incelediğimiz kadar kendimizi ve bizi biz yapan unsurları da incelememiz gerekiyor. Artık Sokrates’in zamanında değiliz ve bizim tecrübe ettiğimiz modern zamanlar onunkinden çok farklı. Öyleyse nasıl bir yol izlemeliyiz?

Devamı

Nereden geldim nereye gidiyorum…
Nereden geldim nereye gidiyorum…

Damla Kurklu 15 Eylül 2021

Babasını 5 yaşında kaybetmiş bir kız çocuğu olarak ilk darbemi aldığım hayat yolculuğumda, neredeyse o günden beri aklımda olan ‘babam nereye gitti?’ ‘ben nereden geldim ve neden buradayım?’ sorularına cevap ararken çok sayıda şifacı ve  bilge;  teknik ve öğretiyle karşılaştım. Şaman ritüellerinden beslenme biçimime kadar her adımda kendimi biraz daha açmaya ve kalıplarımdan kurtulmaya çalıştım. 

Devamı